background-repeat: no-repeat; background-align: left; } td.leftside { padding-top: 20px; text-align: justify; padding-left: 80px; padding-right: 20px; padding-bottom: 20px; } td.space { padding: 5px; } td.rightside { padding: 10px; line-height: normal; padding-top: 20px; } div.comment { padding-left: 30px; margin-top: 0px; margin-bottom: 0px; } div.avatar { float: left; margin: 5px; margin-left: 0px; margin-bottom: 0px; } div.author { margin-bottom: 6px; color: #FFE926; } h2 { font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 18pt; color: #ffffff; margin-bottom: 12px; } h2.comment { margin-top: 0px; } h3 { font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10pt; color: #FFFE926; margin-bottom: 0px; } font.gray { color: #ffffff; } a:link { color: #89F600; text-decoration: none; } a:visited { color: #89F600; text-decoration: none; } a:hover { color: #FFE926; text-decoration: none; } a:active { text-decoration: none; } .bgtable {background-color: #091121;} .winbg {background-color: #3C465A;}



nereye kadar !!!...

  • 29/8/2006 - ABİ BU DA FAZLA BEYAA İNSAN KISKANIYOR HERALDEE YANİİ BİZ ERKEKL
  • Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 29/8/2006 - ALKIŞLIYORUM ÇOK GÜZEL ANLATMIŞ..
  •                     KADIN NEDEN DEKOLTE GİYİNİR?..


    Kadın dekolte giyinirken, yanındaki erkek neden o dekolteden hoslanmaz?..
    Yanındaki erkek o dekolteden hoslanmazken, kadın neden azıcık bir parça daha dekolte giyinebilmek için cırpınır durur?..
    Erkek, neden "or....pular gibi acma oranı buranı" diye bağırırken, kadın dekoltesinden yine vazgeçmez?..
    O dekolte, o seksapel giyim kadın için, uğruna, genç kızken babasından azarı, kadınken ise kocasından zılgıtı yese de asla vazgeçmeyecek kadar onemlidir..
    Genç kız ne babasının uyarılarını, ne annesinin telkinlerini dinler...
    Alısveriş ederken, eteğin bir parça daha mini olabilmesi için onlarcasını dener...
    Aldıktan sonra, eteğin minisinin baba tarafindan fark edilmemesi için dua eder.
    Dua kabul olur, etek baba tarafından fark edilmezse, bu kez dışarıda arkadasları tarafından fark edilsin diye dua edilir.
    Babanın görmediğinin arkadaşlar tarafından görülmesi istenir...
    Babanın beğenisinden uzaklaşmadan, çevrenin maksimum beğenisi amaçlanır.
    Ne babanın zılgıtı, ne kocanın dırıltısı kadını dekolteden kolay vazgeçirmez...
    Vazgeçenler ruhlarını sindirmis gibi görünörler...

     


    Eteğin minisinde, göğüsün ya da sırtın dekoltesinde, düşük belli jean'in uzerine çekilen g-string'de, ya da cok seksi bir bikinide genç kız ya da kadın hayat bulur.
    Fark ettirmek istese de bulur, fark ettirmek istemese de bulur...
    Erkeklerin yüreklerini hoplatmak, kadının egosunu tatmin etse de, dillerini hoplatmak kadının egosunu üzer...
    Beğenilmenin hazzını yaşamak ister, ama laf atılmanın hanzoluğunu yasamak istemez...
    Genel olarak yürek hoplatmayı istese de, özel olarak bacaklarına ya da göğüslerine gözlerin dikilmesinden haz etmez...
    Ayı gibi gözlerin onu dikizlemesinden rahatsız olur...
    Mini etek giyerken, oturduğunda bacaklarını kapatmaya çalışması bundandır...

     


    Kadın da her insan gibi beğenilmek ister...
    Zekasıyla olduğu kadar, güzelliği ve dişiliğiyle de alkışlanmak ister...
    Erkekse bunu başka kadınlarda anlar, kendi yanındaki kadında anlamaz.
    Başka kadınlara karşı sonsuz hoşgörü gösterir, kendi yüreğini de hoplatırken, yanındaki kadının hoplatmalarına kesin bir setçeker...
    Kızının hoplatmalarına duvar örer...
    Ne yanındaki kadına çektiği setler, ne kızına ördüğü duvarlar fayda vermeyince, sonsuz üzüntülere sevk olur...
    Akşam çıkarken dekolteye fazla bir şey demese de, içki içip, bir de adamların bakışlarını görürse zıvanadan çıkar...
    Zıvanadan çıkınca, kavga çıkar...
    O kadına, or...pu'yla başlayan veciz ifadeler ettikçe, kadın da onun erkekliğini aşağılayıcı sözcükler sarf eder...
    Bu durumlarda kavga şiddete gider...
    Erkek için ağır tahrik diye ifade edilen durumlar bu erkekliğin asağılanması durumlarıdır...
    Genelde morarmış bölgeler, görünmeyecek makyajlarla örtülür...
    Bir süre sonra erkek dövduüğünden utanır...
    Kadınsa beni açık giyindiğim için dövdüğüne göre, kıskanıyor, demek seviyor yargısına kapılıp, hafif yollu cilveleşir...

    Ancak olay hiçbir şekilde değişmeyecektir...
    Kadın her bakımdan beğenilmek isterken, erkek yanındakinin seksapel olarak beğenilmemesini isteyecektir...
    Erkek neydi benim bu başima gelenler derken, kadın da neydi benim bu başıma gelenler diyecektir...
    Gelen şey aynıdır, ancak kadınla erkeğin baş'ları farklıdır...
    Farklı baş lar da olayı farklı algılamaktadır...
    Farklı ya da farksız durum fark etmeyecektir...
    Genç kız önce babasından sonra sevgilisinden ya da kocasından fırsat buldukça, dişiliğini gösterecektir...
    Erkek başka dişilere ağzı açik bakarken, kendi disşisini sakınmaya çalısacaktır...
    Kavga kacınılmaz olacaktır

     

     

     

                                           ben çok beğendim çok güzel anlatmış ve çok doğru anlatmış helal olsun

     

    ESİN AYRAL

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 20/8/2006 - KÜÇÜK BİR HİKAYE
  • Ben Okumayacağım

     

    Mart ayı gelmişti ama kızım hala okumaya geçmemişti. Ödevlerini yapmamak için bir sürü bahane buluyordu. Elimden geldiğince ilgileniyor, çalışma şevki kazanması için çabalıyordum. Ancak hiçbir gelişme yoktu. Adeta inatla okuma-yazma öğrenmemeye çalışıyor gibiydi. Öğretmenliğin kazandırdığı bütün deneyimlerimi kullanıyor, hiçbirinin işe yaramadığını gördükçe paniğim artıyordu.
     
    Kızımdan bir yaş küçük oğlum ve henüz yedi aylık bebeğim den çalabildiğim her dakikayı kızıma ayırıyor, ancak öğretmeniyle her konuştuğumda büyük bir düş kırıklığı ile eve dönüyordum. 'Kızım acaba geri zekalı mı' diye düşündüğüm oluyor, bu düşünceler yüzünden beynimin zonklamasını geçirmek için iki, üç tane ağrı kesici almak zorunda kalıyordum.

     
    O soğuk mart akşamında, sönmeye yüz tutmuş sobanın yanında, kızıma heceleri söktürebilmek için uğraşırken, onun ilgisizliği kalan son sabrımı da tüketti. Ayların birikimiyle kızı mı omuzlarından tutup, silktim ve minicik yanağına hatırladıkça utandığım' bir tokat attım. Yanağı kıpkırmızı oldu. Şaşkın ama kızgın baktı. Ağlamamak için minik dudaklarını sürekli büküyor, bakışları kalbimin ötelerine doğru ok gibi ilerliyordu.

     
    Sessizliği bozan ben oldum.

     

    "Neden? Nazlıhan neden? Niçin okumayı öğrenmek için gayret göstermiyorsun? Sen aptal değilsin. Neden kendine aptalmışsın gibi davranılmasına izin veriyorsun?"
     
    Bir an durdu, sonra sesinin bütün yırtıcılığı ve kiniyle, "Çünkü ben okumak istemiyorum" diye haykırdı. Kulaklarıma inanamıyordum. Yüksek tahsil yapıp, iyi bir geleceği olacağını düşledim biricik kızım, benim, ben öğretmen Emine Özgenç'in kızı "Okumak istemiyorum" diye bağırıyordu.

     
    Hayal kırıklığı ve şaşkınlık içerisinde "Neden?" diye sorabildim.
     

    "Çünkü ben senin gibi okuyup, öğretmen olup, çocuklarımı evde yalnız bırakıp işe gitmeyeceğim, Çalışmayacağım, Ben sadece anne olacağım."

     
    Kızım konuşmuyor, adeta beni tokatlıyordu. Başım dönüyor, gözüm kararıyor, bu sözlerin gerçekten kızıma mı ait olduğunu anlamaya çalışıyordum. Evet bu sözleri bana yedi yaşındaki kızım söylüyordu. "İnsan şimdi bayılmaz da ne zaman bayılır" di ye düşündüm. Sanki, birden, gözlerimin önünde bir sinema perdesi açıldı ve acı bir film oynamaya başladı. Yozgat'ın Nohutlu Tepesi'nde, o her çıkışımda hiç bitmeyeceğini düşündüğüm yokuşun başındaki bir türlü ısıtamadığım evi hatırladım.

     
    12 Eylül sonrası, eşimin (birçok insana yapıldığı gibi) hiç anlayamadığım bir tarzda ve sebepsizce tutuklanıp cezaevine götürülüşü. Aylarca tutuklu olduğu halde mahkemenin bir türlü başlamayışı. Yıllarca süren ve benim, eşimin neden tutuklandığını beraat ettikten sonra bile anlamadığım mahkemeler. Bakamadığım için dokuz aylık oğlumu Samsun'a, anneme bırakmam. Bakıcı ve anaokulu masraflarını karşılayamadığım için, iki yaşındaki kızımı her gün çalıştığım liseye götürüşüm. Yavrumun öğretmenler odasında koltuklarda uyuyuşu. Uykusunun en derin yerinde çalan teneffüs ziliyle yavrumun fırlayıp koltuklara oturuşu. Sonra müdürün beni çağırıp, "Bak Emine Hanım, biliyorum zor durumdasın ama seni gören herkes çocuğunu okula getirmeye başladı. Burası çocuk yuvası değil ki. Bir daha kızını okula getirme" deyişi. O günden sonra iki buçuk yaşındaki kızımı o koskoca, o sopsoğuk evde, yalnız başına bırakıp, dönene kadar kızımı koruması için Allah'a yalvarışlarım. Acıkır ve susar diye etrafa bıraktığım su bardakları ve yiyecekler. Her akşam eve döndüğümde yavrumu bir köşede battaniyenin altında büzüşmüş buluşum.

     
    "Yavrum, iyi misin? Korktun mu?" diye sorunca, "Korktum, ağladım, ağladım, yoruldum, sustum, sonra yine ağladım" diyerek boynuma sarılışı. Bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden. Bir türlü filmin sonu gelmiyordu.

     
    Nisan sonlarına doğru bir öğle paydosunda eve gelmiş ve zili çalmak zorunda kalmıştım.

     
    O sabah telaşla çıkarken anahtarı evde unutmuştum. Ama çok dert etmemiştim. Nasılsa kızım evdeydi. Kapıyı açardı. Ama açmadı. Açmadığı gibi sesinin bütün gücüyle "Anne" diyerek ağlıyordu. "Kızım, ben annenim, aç kapıyı" dedikçe o "Hayır sen annem değilsin. Sen kurtsun. Beni yiyeceksin" diye feryat ediyordu. Ne söyledimse inandıramadım. Dinlediği bir masaldan etkilenmişti besbelli. Yavrum, minik yavrum korkuyor ve ağlıyordu. Yarım saat uğraşmış, ikna edememiştim.

     
    Yapacağım tek şey vardı. Bir şekilde içeri girmek. Ama nasıl? Kapıyı kıracak gücüm yoktu. Nohutlu Tepesi'nde çilingir ne gezerdi. İçerde yavrum feryat figan ağlıyordu. Neden sonra alt kata inmeyi düşündüm. Kapıyı açan komşuma bir yandan olayları anlatıyor, bir yandan balkona doğru koşuyordum. Bir sandalye bulup balkona yerleştirdim ve üst kattaki evimin balkonuna ulaştım. Ben, 153 santimlik ufak tefek kadın, bir sandalye yardımıyla nasıl olup üç metrelik tırmanışı gerçekleştirerek, üçüncü kattaki evimin balkonuna ulaştım. Hala anlamış değilim. Sanki görünmeyen bir el beni yukarı çekti. Balkonun kapısı pek sağlam olmadığından, kilidi kolayca açıp içeri koştum. Kızım kapının dibine oturmuş, başını bacaklarının arasına sıkıştırmış ağlıyordu. Sarıldım, sarıldım, sarıldım... Gözyaşlarım onunkiyle karıştı. Koynuma büzüldü. Sadece "Annem, anneciğim, kurt beni yiyecekti" diyebiliyordu. O gün öğleden sonraki ilk dersimi kaçırdım. Müdürün ikazına rağmen kızımı sınıfıma götürdüm. Önce müdür muavini, sonra müdür tarafından azarlandım ama hiç cevap vermedim. Sadece göz pınarlarımda iki damla yaş belirdi. Ve o yaşlar müdürün birden susup özür dilemesine sebep oldu.

     
    Evet bu acı film bitecek gibi değil. Kızımın sesiyle irkildim.
     

    "Ben okumayacağım. Anne olacağım diye feryat ediyordu. Feryat etmiyor sanki beni tokatlıyordu. Ona iyi bir anne olamadığımı ve bundan duyduğu rahatsızlığı bu sözlerle haykırıyordu yüzüme. Hayatımın hiçbir anında böylesine bir acı yaşamamıştım. Hiçbir söz yüreğimi ve belleğimi böylesine hırpalamamıştı.
     
    Kızımın kestane rengi saçlarını okşadım. Tokadımla kızaran yanağını öptüm. Başını göğsüme bastırdım. Onun hafızasında yer eden bütün acıları silmek istiyordum. En doğru, en eğitici sözleri bulmalıydım. Ama nasıl?.. Bu allak bullak beyinle nasıl?

     
    Öylece ne kadar kaldık bilemiyorum. Bir ara konuşacak gücü bulabildim.

     

    "Kızım, her okuyan kadın çalışmak zorunda değildir. Sen iyi bir anne olmak istiyorsun. Ben de iyi bir anne olmanı istiyorum. Ancak, okursan, bilgili olursan, iyi bir anne olabilirsin. Çalışmak zorunda değilsin ki. Sen de evde çocuklarına bakar, onlara okuma yazma öğretirsin" diye devam eden birçok cümle sıraladım peş peşe. Kızım ikna olmuş görünüyordu. Ertesi gün okuldan geldiğinde onu masanın başında Cin Ali kitabını okurken buldum. Kızım, okuyup yazmayı aylar önce öğrenmiş fakat ısrarla herkesten saklamıştı.

     
    Öğretmeni şaşkındı. "Nasıl olur da bir çocuk, bir günde bu kadar ilerleme kaydedebilir?" diye soruyordu. Bu sorunun cevabı öyle uzun ve anlaşılması öyle güçtü ki... O an susmak, en güzel cevaptı çünkü bu sorunun cevabını ancak ben ve Nazlıhan anlayabilirdik.

    Şimdi kızım, Gazi Üniversitesi'nde işletme okuyor. Anadilini çok iyi okuyup, yazdığı gibi iyi derecede İngilizce de biliyor.

          En önemlisi bir kadının hangi şartlarda olursa olsun çalışması ve ekonomik özgürlüğünü elde etmesi gerektiğine inanıyor. En güzeli de her fırsatta "Canım annem diye sarılıp yanaklarımdan öpüyor. Ben de onun, daha önce "o utandığım tokatla" kızart tığım yanağından öpmeye özen gösteriyorum.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    hayata dair herşeyi bulabileceksin

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • nurulenvar
  • sufleci

    Reklam

  • Sayfa: 1 - Toplam: 1
    Son Sayfa |